Search This Blog

Sunday, September 4, 2011

Babamı öldürdüm...


                                                      

Bilmiyorum, babama karşı hep bir soğukluk hissettim. Sanırım sevmiyorum onu. Ama babam o benim. Baba nasıl sevilmez ki? Hem sevmememi gerektiren bir şey de yok ki ortada. Öylesine sevmiyorum işte.

Her hareketi beni gıcık ediyor. Benimle inatla konuşmak istemesine rağmen sorularına ya cevap vermiyorum ya da bağırarak cevap veriyorum. Evet, biliyorum doğru değil, babama karşı yaptığım. Ama elimde değil. Aslında babam beni sever. Kardeşlerimi de sever. Ama onlara gösterdiği ilgiden daha çoğunu bana gösterir.

Ne babam ne de annem bizi asla dövmedi.
 Ama annem arasıra bize bağırır ya da çimdik atardı. Bağırması bile babamı kızdırır. Hiç laf söyletmez bize. Ama bilmiyorum işte, bana yaptıklarına karşı; sanırım onu sevmiyorum. Ara sıra bana bir şey alınca seviyormuş gibi oluyorum. Zaman geçince bunun gerçek bir sevgi olmadığını fark ediyorum.

Annemin söylediğine gore; daha çocukken bile sevmezmişim onu. Onun tarafını asla tutmuyor, ona yakınlık göstermiyormuşum. Beni kandırmak için hediyeler falan alıyormuş.

Düşünüyorum da “ben eşcinselim” desem annemden çok babam buna saygı duyar. Çok net bilemiyorum ne yapacağını ama benden nefret etmez ve beni dövmez, bunu biliyorum.

Ona haksızlık yaptığım net olarak görünüyor. Gerçekten de o iyi bir baba. Bunu çoğu kişi dedi bana. Hem kendim de kör değilim, görüyorum bunu. Ama onu sevmek, sarılmak gibi bir his gelmiyor içimden. O sarılmak isteyince ben de mecburen sarılıyorum. Ama hiç içten olmuyor bu sarılış.

O bunu anlıyor mu acaba? Onu sevmediğimi görüyor mu? Nelere hissettiğini çok merak ediyorum. Tahmin edebiliyorum da. Üzülüyorum ama elimden bir şey gelmiyor. Her defasında kendime söz veriyorum “ babam gelince ona güleceğim ve konuşmaya çalışacağım” diye ama olmuyor. Uzun bir yolculuk yapsak beraber, hiç konuşmadan gidiyoruz. Ne soru soruyorum ne de sorularına gerçekten cevap veriyorum. Bazen bir şeyler sorduğunda; kısa kısa cevaplar veriyorum.

Sahiden de babamı sevmiyor muyum?


Sunday, August 28, 2011

İşte ayaktayım


“Kırmak mı kırılmak mı?” deseler kırılmağı seçerdim. Birini kırmak  benim istemeği düşüneçeğim türden bir şey değil. Zaten her iki şartta üzgün olucağım. Ama diğerinde daha çok vicdan azabı da çekeçeğim. Daha kolayı bence kırılmak. Hakketen de kolay. Oğle kolay kırılıyorum ki anlatamam. Ya ben bunu aslına sevmiyorum. Kırılgan da olmak istemiyorum. Bıkıyorum artık. Ama değişmek elimde değil. Hem belkide değişmeyi istemiyorum. Benim ben eden karakterleri niye değişeyim ki? Dursun öyle orda.
 Bu kırıklıklar zamanı kimseye bir şey belli etmek  bana uygun değildi. Hep kırıldığım zaman daha bir dik gezerdim. “işte dimdik ayaktayım” demek isterdim. Ama içten bakarsan paramparçaydım. Ama zamanla her şeyi belli etmeye başlatım.
Çoğu zaman acımı belli etmiyorum. Sevmem. Ben daha çok gülümsemeyi severim. Yakışıyormuşta. Ama sertlikte yakışsaydı sert olucak değildim.
Hep derim hepte diyeçeğiçm sanıyorum hayatı seviyorum. Acılarıyla da seviyorum. Acısız hayatın ne anlamı kalırdı ki?

Friday, August 19, 2011

Tek istediğim rahatlık


Benim ihtiycamı olan tek başına tatil. Sakinlik, sessizlik  ve ben. Böyle orman içi falan olsun. Yada yağmurlu sakin bir şehir. Arabalar falan olması korno seslerine tahammülüm yok. Telefonlar çalmasın. İnsanlar sakin sakin konuşsun. Sokakta gezerken kimsenin kavgasına sırf merak için acaba hangisi dövücek diye toplaşan salak insanlar olmasın. Sakin müzikler çalınsın. Güzel bir notlar döken parmaklara hayır diyemem.
Ama gitdiyim yerde öyle bir yer olsun ki onların dilinde konuaşamayım. Insalarla daha farklı yollarla konuşmak isterim yada susarım, bilmem. Ama yinede dilini bilmediğim tanımadığım bir yere gitmek istiyorum. Çok mu şey istiyorum bilemiyorum...

Sunday, August 14, 2011


ANNEMİ ÇOK SEVİYORUM

Bugün Bakü’ye gitmem gerekti. Yolda giderken, öylece dışarıyı izliyordum. Sessizce etrafı izlemek o kadar zevkliydi ki.

Dönüş yolunda, Europa Hotel’i gördüm. Buradan nefret ederim çünkü ben çok küçükken aklımda kalan bir anı var burayla ilgili. Bu anı, benim hatırımda nasıl kaldı anlamıyorum çünkü onu yaşadığımda kendimi bilemeyecek kadar küçüktüm. Sanırım, ailemin anlattıklarıyla bir şekilde kaldı hafızamda.

Ben küçükken bu otelin önünden arabayla geçerken birden arabadaki herkes dışarı bakıp, gülmeye başladı ve ben bir şey görmediğim içim anneme sordum neye güldüklerini. Annem de gülerek “etekli erkekler vardı yolda. Polisler gelince hepsi kaçıştı” dedi. Bu, bana pek de komik gelmedi ama ben de sırf onlar da güldüğü için güldüm o anda.

Oradan her geçişimde aklıma bu geliyor ve sinir oluyorum. O etekli adamlardam nefret ediyordum, eşcinsel olduğumu henüz keşfetmemişken. Bunun olacağını bilsem acaba kendimden de nefret eder miydim?

Ben travesti değilim ama sonuç aynı değil mi? O oteli gördükten sonra bir daha emin oldum ki; aileme kızmamalıyım.

Sonra bir anı daha geldi aklıma. Bugün hep anılar aklımda. Ben küçükken, annem beni bir kaç defa saçıma uzun saç gibi görünecek bir şeyler takarken yakalamıştı. Aslında peruk değildi de ben hayalimde onu peruk yapıyordum. O zaman bana önceden izlediğimiz bir filmi hatırlatmıştı.

 Filmin adını hatırlamıyorum ama bazı sahneler aklımda. Filmde bir erkeğin kadına dönüşmesinden bahsediliyordu. O filmi bulsam yine izlemek isterim. O filmdeki erkek gibi olursun demişti, bana. Ben de korkmuştum.

Bir kaç gün sonra televizyonda Kuşum Aydın’ı, Fatih Ürek’i görmüştük (eğer yanlış hatırlamıyorsam). Annem bana “bak bu hale mi düşmek istiyorsun?” diye sordu. Tabii ki bu cevabı beklenen bir soru değildi.  Sorduktan hemen sonra kendisi konuştu ve cevabımı beklemeden “vallahi baban öldürür seni duysa”  dedi.

Ben de o günden sonra, bir daha öyle şeyler yapmadım. Çocuktum neticede.  Şimdi düşününce çok garip geliyor bana, salak gibi hissediyorum kendimi. Ama ailemi dinlemiştim, işte. Başka ne yapabilirdim ki?  Çocuktum sonuçta.

Aileme eşcinsel olduğumu söylesem; o kelimenin ne anlama geldiğini anlayacaklarını bile sanmıyorum. Onlar için yalnızca “mavi” kelimesi var. Başka kelimeler de olduğunu anlatmak çok zor. Ama bir gün annemin Prayer for Booby’i izlemesini isterdim.

Ben böyle konuştum diye, annemin kötü bir kadın olduğunu düşünmeyin lütfen. O, kötü bir insan değil. Bu sadece benim görüşüm de değil üstelik, herkes onun içim böyle düşünür.
Ben annemle konuşmayı severim hele okuduğumuz kitaplarla ilgili sohbetlerimize bayılırım.

Bir gün bahçede yalnızdı ve  fasulye ayıklıyordu. Ben de yanına gittim, sohbet etmek için. Öylesine havadan sudan konuşuyorduk. Gençliğinden bahsetmesi bana çok eğlenceli gelir hep.
Işte o gün yine gençliğinden bahsederken birden dedi ki, “ ben eskiden gelecekle ilgili tek bir şey hayal ederdim. O da çocuklarımı gerçekten anlayabilmek”.
O anda, içimde bir umut ışığı yandı. Eğer söylersem; belki beni anlamaya çalışır, diye düşündüm bir an. Tam da zamanıydı aslında. Ama susmayı seçtim.

Yine de ara sıra o sözleri aklıma geldikçe gülümsüyorum, bu umut ışığı gülümsetiyor beni.
Tek bildiğim, annemi çoook sevdiğim <3

Saturday, August 13, 2011

Sürpriz


Bir günü sonuna kadar mutlu geçirebilir misin?

Ben kendi adıma konuşayım; Hayır!
Bir yerden biri çıkar ve seni ezer. Mutluluğunu mahfeder. Ve bu ona o kadar zevk verir ki. Bir insanın canının acıması diğerini mutlu ediyor. Biz böyle bir dünyada, böyleriyle yaşıyoruz işte.

Evet ben o adamı sevmeyebilirim hatta nefret de edebilirim. Ama bu onun acı çekmesinden mutlu olacağım demek değildir. Böyle bir şey beni asla mutlu etmez. Hem de asla.

Şunu herkesten duydunuz bugüne kadar ama bir de benden duyun: İnsanlar çok tuhaf
Gerçekten öyle. Niye ben etrafımdaki herkesi kendim gibi görüyorum? Bu yüzden de insanlara güveniyorum. Ne kadar “kimseye güvenmiyorum ben” desem de; güvendiğim ve inandığım insanlar var. Ve bu çok güzel bir duygu. Aslına bakarsan çoğu duygu güzel, gerçekten hakkını vererek yaşarsan eğer.

Her darbeden sonra artık insanlara yardım etmeyeceğim, diyorum. Bugün yine dedim ve bu sözün üzerinden daha bir kaç dakika geçmeden birine yardım ettim yine.
Bakalım bunun “sürprizi” ne olacak?

Thursday, August 11, 2011

Karar


Her gün yeni bir karar alıyorum. Bazen bu kararlar daha önce aldığım kararların tam tersi olabiliyor, her zaman olmasa da.

Aslında zor olan bence kararı almaktır. Çok düşünürsün, taşınırsın. Ve sonunda bir sonuca varabilmek büyük başarıdır ama ben bazen bunu yaşayamıyorum. Gerçi buna sebep çoğu kez hafızamın zayıf olmasından ileri geliyor.

Her şeyi hatırlayamam ama bazen de öyle gereksiz şeyler aklımda kalır ki; deli olurum. Ben bazen ne düşündüğümü bile unutuyorum. Kararımı bile unutttuğum oluyor. Her neyse, konu hafıza değil kararlardı.

Bugüne kadar aldığım en büyük karar neydi, diye düşünüyorum da. Yanıtım hazır: Eşcinsel olduğumu anladığımda, bu halimle yaşamaya karar vermedir. Kararımda ısrarlı mıyım?
Bilmem. Bazen öyle oluyor ki bu kararımdan bile bıkıyorum. Evet bıkıyorum. Ben çabuk yorulan biriyim aynı zamanda. Bir şeyi yapmayı istiyorsam hırsım, ihtirasım onu alıncaya kadardır. Ama bu “bıkmak” denen illet insana düşman.

Bazen insalardan da bıkıyorum ama bu herkes için geçerli değil tabii. Düşünyorum da; eğer birinden bıkıyorsam, onu çok sevmemişimdir. Çünkü bıkmadığım bir sürü insan var  hayatımda. En çok da internet ortamında yaşarım bunu. 2-3 gün konuşurum sonrasında bıkarım. Ama orada da gerçekten sevip, hiç bıkmadığım insanlar var.

Internet ortamında birini seviyorum (arkadaşça) dediğimde; herkes bana gülüyor. O ortama güven olmaz diye bir kabullenme var herkeste. Soruyorum o insanlara; biri sana kötü bir şey mi yaptı, güvenini mi kırdı? Genelde cevaplar hayır olsa da sadece güvenilmez diyip çıkıyorlar işin içinden. Bir insanı sevmek için sanal veya reel ortam ne fark eder ki?

Hissediyorsan kalbinde o sevgiyi, gerçek budur bence. Hem sanal olmayan hayatta seçtiklerimiz çok mu güvenilir oluyor? Ben bugüne kadar güvenimi sarsacak birini görmedim sanal ortamda ve görmeyeceğime de inanıyorum. Haa, gider olur olmaz adamlara güvenirsen, elbette canın yanar ama tanıdığın, yakın olduğun birisine güvenmenin ne zararı olabilir?

Güvenmek iyidir. Sevgiyi, yalnız olmadığını hissettirir insana. Kimseye güvenmiyorsan; yalnızsındır. Sadece bir kişiden kazık yiyip bütün insanlara karşı güvensizlik besliyorsan; kaybeden bil ki sen olursun.