Search This Blog

Wednesday, December 14, 2011

Acıların gay'iyim


Geçenlerde diş doktorunda oldum. Aslında hiç korkmadan gitmişdim. Gülümseyerek hatta. Okadar iyimseldim yani oraya giderken. Röntgende falan ne dedilerse yaptım. Sonra benim bu yakışıklı doktor bir şeyler  söylemedi ve dişimde bir şeyler yaptı. Naslı acıydı analtamıyorum. Bağırmıyorumda. Arkada kıllı bir yakışıklı vardi ya yapamazdım ki. Ama acıdan şimdi düşüp ölüceğimi sandım. Doktoru içimden bildiğim tüm küfürleri ediyorum. Artık yakışıklı değildi gözümde.
Akşam daha beter oldu ağrı. Sadece dişimle kalmadı ki, kulağım ve başım da onalra eşlik etdi. Böylece asla tadamayacağım acı verdiler bana. Ben acılar içinde kıvrılırkenonlar beni yenmeyi düşünüyordular sanırım. Ben hiç yenilir miyim ayol? Kocaman acılara kol kanat geldim ki ben. Ama farklı acı işte. Meğerse 2 nevi acı varmış. Ben kendi içten olana cılarımı daha çok seviyorum. Onalr ölmüyorlar. Seninler sona kadar gidiyorlarş senin bir parçana dönüşüyorlar. O kadar alışıyorsun ki, artık gitmesin hep seninle kalsın istiyorsun.  Maalesef diğerli öyle değil. Geldiği gibi de gidiyor. Hiç nasıl oldugunu hatırmalıyorsun sadece aklında aci vardı diye kalıyor...

Tuesday, October 18, 2011

ÇOK YORULDUM…



Bazen insalarla ilgili bilip bilmeden kötü-kötü konuşuyorum. Ya aslında tanımıyorum bile o kim. Belki de birileri onunla ilgili bir şey demişte o yüzden. Benim kendi iradem yok ki. Çok sevdiyim biriyle iligli birileri bir şeyler söylese ben hemen o kişiye karşı soğuycam. Araştırıb etmeden doğruluğunu. Belki de doğrudur ama bir kişo mğkemmel olamaz ki. Her kesin bir sorunu vardır kesin ki, bud a aynen öyle.
Kimle konuşuyorum ki ben? Burdan söylüyorum diğer taraftan unutuyorum. Kafam alak bulak. Her şey karıştı bir-birine. Hangi problemimi hall edicem bilemiyorum. Hayallerim gerceklerle, mutluluğum kederimle falan filan hepsi karma karışık içerilerde. Bazen bakıyorum da saatlerle konuşmamışım. Halbuki kafam ağrıyor sesten. Meğerse az önceki sesler benim içimde kopan fırtınanın yan etkisimiş.
Pazar gibi ya.
Dertlerim her biri bir yerlerden çıkıyor  “once beni hall et”?  Benim bunları düzenlemem gerekiyor ama. O kadar yoruyorlar ki beni takatim kalmıyor. Böyle işte kafayı yerim. Zaten son zamanlar kendimle de çok konuşmaya  basladim. Artık kafamdaki seslerin yüzünden hayal kurmadığım için dilime döküyorum.
 Buluşmak istediğim insalarla buluşuyormuşum gibi yapıyorum. Kendimi görmek istediğim yerlerde görüyorum.. Ama bunlar hepsi hayallerimin dış vurması. Artık gerçek ve hayali karıştırıyorum. Evde “ah biliyormusun ben bugun kimle görüştüm?” diye sormak istiyorum ve tam o zamanada ağzımdankı lafı yutuyorum. Çünki hiç kimseyle bulusmadim ben kendi kendilimyde konuştum onunla. 
Yoruldum artık ya. Çook yoruldum…

Tuesday, October 11, 2011

Fırtına


Hayatda herşey ola biliyor demek ki. İnanamyacağın, “yo, hayır ben yapmam” dediklerini hiç bilmeden bile yapıyorsun. Sonrada bide bakmışsın ki sende içeridesin.


Kendimi kayb ediyorum. Tam buldum çıkarıyım derken yine kayıyıorum ellerimden. Zayıf mıyım ne?


Bir şey oluyor hiç düşümeden mutlu oluyorum. Sonunu merak etmiyorum. Yalnış mı doğru mu diye merak etmiyorum. Hemen mutlu olamaya çalışıyorum. Neden peki? Buna ihtiyacım mı var o yüzden mi?


Artık insanlardan soğuduğumun farkına vardım. Fazla muhabbet edemiyorum. İnsanların yüzüne bakamıyorum. İğreniyorum. Suratlarına tükürmek istiyorum. Ama tam aksini yapıyorum. Onlara gülümsüyorum. Onları aldatıyorum. Böyle intikam alıyorum. Sanırım kendimce. Onlarda sen ne kadar pozitif birisin diyorlar bana. Hiç problemlerimin olmaması onları merakta bırakıyor.


Yada hayata karşı direniyorum. Onun tüm verdiyi ve vermeğe devam etdiği acılara rağmen direniyorum. Hani eski bir hikaye vardı. “ bir çiçek gereksiz yerde bitiyor. Ve rüzgar ona burada bitemezsin, çık git diyor. Ama o gitmiyor. Duruyor. Rüzgar ben işimi bilirim diyor ve hemen işe başlıyor. Fırtına koparıyor. Çiçek dayana bildiği kadar dayanıyor. Ama çok kısa. Bunu kendisi de biliyordu. Ve fırtınaya dayanamayıb uçub uzaklara gidiyor....”
Ben de dayana bildiğim kadar dayanıcam. Savaşmadan kayb etmiyeceğim.. Ben de  fırtınamda uçub gideçeğim...

Thursday, September 29, 2011

Eskileri karıştırdım


Evet biliyorum hafızam kötü. Unutuyorum işte. Yapılacakları, hatıraları, insanları hatta düşündüklerimi bile unutuyorum.
Bugün eskileri karıştırdım ve:
Kaç zamandir bir “arkadaş”ı unutmuştum. Aklıma geldi. Ne kadar özlediğimi anladım. Onunla ilgili olan hatıralarımı pek hatırlmasamda onunla konuşurken nasıl bir rahat olduğumu hatırlıyorum. O huzuru, o sakinliyi, o eylenceyi arıyorm sanırım.
Unutmuştum. Daha mı güzeldi karar veremiyorum?
Hatırlar acı da olsa tatlı da olsa hatıradır. Ve bazen aklımda kala biliyor. Onunla yaşadıklarımda pekte çok kötü hatıra yok. Aslında sanırım hiç yok. Kavqamız bile bir kaş satır gideri. Ama sonunda tatlıya bağlanırdı. Unutulurdu. Meğerse benim için unutuluyormuş. Hani benim hafıza zayıf ya.
Bu kadar hatıra bırakıpta gitmek kolaymış. Yada gitmesine izin vermek kolaymış. En azından “dur, gitme” deye bilirdim. Belkide bunu bekliyordu. Ama gidene dur denmez ki.
 Kendime bakıyorum da bir yerden giderken hep birinin “gitme, dur” demesini beklerim. Eğer ben bekliyorsam büyük olasıkla diğerleride bekler. Belkide böyle demeliydim. Ama ne fark eder ki geçen geçmiştir. Zaten zaman geriye aksada aynı şeyi yapardım sanırım.
Ama ona gitdiği için nefret etmedim. Pek saygıda duyduğum sayılmaz. Elbette üzüldüm ama zamanla kabullenip anlamya çalıştım.
Ben bu yazıyı o görsün, duygulansın ve geri dönsüm diye yazmadım. Hem dönse bile aff ede bilri miyim bilemiyorum ki? Sadece içimden geldi, yazmak zorunda oldugumu düşündüm ve yazdım...


Tuesday, September 27, 2011

Masum.



Sınıf arkadaşlarımdan, okul arkadaşlarımdan o kadar sıkılıyorum ki. Bazen nefret etdiğimi düşünüyorum…
Her gün eşcinseller için hakaretler ediyorlar. Sevmedikleri birine ibne diyorlar. Dalga geçiyorlar.
Erkekler için en kötü argo kelime sanırım.
Her gün benim yanımda konuşuyorlar. Sanki inadına yapıyorlar. Ben de görünüşe bakılırsa susuyorum. Ama içten haykırıyorum. Gücüm bu kadar işte. Yapa-yalnız kocaman okulla baş edeme ki…
Her şey çinsellik değil ki. Cinsel hayat neden bu kadar göz önünde? Masumum ben.
Ya bırak arkdaşlarımı, öğretmenler bile kelimelerinden nefretini yansıtıyor.
Bir nevi hapishane okul benim için. Başka biri olmak zorunda oluyorum. 6 saat boyuna bir “erkeğe” dönüşüyorum. Kendiliyimden çıkıyorum. Onlarda beni o kişi olarak beğeniyor seviyorlar.
Arkdaşlarımın ısrarla “neden kimseyle çık mıyorsun?” sorusu yodru artık beni.
Geçen sene bir hata yaptım hala da cezasını çekiyorum. Bir kız vardı.  Güzel kızdı. Ama sadece güzeldi. Ona karşı başka bir şey yoktu içimde. Arkadaş ola bilirdim belki. Ama aşk asla.
Işte o kızlar arkdaşlarım aramı yaptı. Zaten numarasını bile almıyordum. Okulda mektublaştık bir defa. Onun mektup gelince acayip heycanlandım. Niye bilmiyorum bir önemi yoktu ki, benim için. Herneyse okuduktan sonar kısa bir cevap yazdım. Hatırlamıyorum verdiğimi. Sanırım vermedim bile. Sonar tatil falan darken unutdum onu. Onun da beni unutduğunu sanıyordum ama bu sene okulda bakışlarından  pekte unutmuş gibi durmuyor. Ne yapacağmı şaşırdım. Rahatsız oluyorum. Mutlaka bu işten kurtulmalıyım!!! Onun günahı yok ki. O, masum.

Sunday, September 4, 2011

Babamı öldürdüm...


                                                      

Bilmiyorum, babama karşı hep bir soğukluk hissettim. Sanırım sevmiyorum onu. Ama babam o benim. Baba nasıl sevilmez ki? Hem sevmememi gerektiren bir şey de yok ki ortada. Öylesine sevmiyorum işte.

Her hareketi beni gıcık ediyor. Benimle inatla konuşmak istemesine rağmen sorularına ya cevap vermiyorum ya da bağırarak cevap veriyorum. Evet, biliyorum doğru değil, babama karşı yaptığım. Ama elimde değil. Aslında babam beni sever. Kardeşlerimi de sever. Ama onlara gösterdiği ilgiden daha çoğunu bana gösterir.

Ne babam ne de annem bizi asla dövmedi.
 Ama annem arasıra bize bağırır ya da çimdik atardı. Bağırması bile babamı kızdırır. Hiç laf söyletmez bize. Ama bilmiyorum işte, bana yaptıklarına karşı; sanırım onu sevmiyorum. Ara sıra bana bir şey alınca seviyormuş gibi oluyorum. Zaman geçince bunun gerçek bir sevgi olmadığını fark ediyorum.

Annemin söylediğine gore; daha çocukken bile sevmezmişim onu. Onun tarafını asla tutmuyor, ona yakınlık göstermiyormuşum. Beni kandırmak için hediyeler falan alıyormuş.

Düşünüyorum da “ben eşcinselim” desem annemden çok babam buna saygı duyar. Çok net bilemiyorum ne yapacağını ama benden nefret etmez ve beni dövmez, bunu biliyorum.

Ona haksızlık yaptığım net olarak görünüyor. Gerçekten de o iyi bir baba. Bunu çoğu kişi dedi bana. Hem kendim de kör değilim, görüyorum bunu. Ama onu sevmek, sarılmak gibi bir his gelmiyor içimden. O sarılmak isteyince ben de mecburen sarılıyorum. Ama hiç içten olmuyor bu sarılış.

O bunu anlıyor mu acaba? Onu sevmediğimi görüyor mu? Nelere hissettiğini çok merak ediyorum. Tahmin edebiliyorum da. Üzülüyorum ama elimden bir şey gelmiyor. Her defasında kendime söz veriyorum “ babam gelince ona güleceğim ve konuşmaya çalışacağım” diye ama olmuyor. Uzun bir yolculuk yapsak beraber, hiç konuşmadan gidiyoruz. Ne soru soruyorum ne de sorularına gerçekten cevap veriyorum. Bazen bir şeyler sorduğunda; kısa kısa cevaplar veriyorum.

Sahiden de babamı sevmiyor muyum?


Sunday, August 28, 2011

İşte ayaktayım


“Kırmak mı kırılmak mı?” deseler kırılmağı seçerdim. Birini kırmak  benim istemeği düşüneçeğim türden bir şey değil. Zaten her iki şartta üzgün olucağım. Ama diğerinde daha çok vicdan azabı da çekeçeğim. Daha kolayı bence kırılmak. Hakketen de kolay. Oğle kolay kırılıyorum ki anlatamam. Ya ben bunu aslına sevmiyorum. Kırılgan da olmak istemiyorum. Bıkıyorum artık. Ama değişmek elimde değil. Hem belkide değişmeyi istemiyorum. Benim ben eden karakterleri niye değişeyim ki? Dursun öyle orda.
 Bu kırıklıklar zamanı kimseye bir şey belli etmek  bana uygun değildi. Hep kırıldığım zaman daha bir dik gezerdim. “işte dimdik ayaktayım” demek isterdim. Ama içten bakarsan paramparçaydım. Ama zamanla her şeyi belli etmeye başlatım.
Çoğu zaman acımı belli etmiyorum. Sevmem. Ben daha çok gülümsemeyi severim. Yakışıyormuşta. Ama sertlikte yakışsaydı sert olucak değildim.
Hep derim hepte diyeçeğiçm sanıyorum hayatı seviyorum. Acılarıyla da seviyorum. Acısız hayatın ne anlamı kalırdı ki?